MUCİZE BİR TEDAVİ VEYA SİHİRLİ BİR FORMÜL YOKTUR

Otizmde tedavi; Genetik by-pass, diyet, toksik metallerin temizlenmesi, hiperbarik oksijen tedavisi (kök hücre aktivasyonu ve oksijenizasyon ), çeşitli enzim, protein, vitamin ve mineral takviyeleri ve yoğun ÖZEL EĞİTİMDEN oluşmaktadır.

Ancak bazı durumlarda genler kader değildir. Genler kadar, ailenin beslenme alışkanlıkları da bu durumda etkili olabilmektedir.

Otizm yelpazesinde yer alan hasarlar, öğrenme ve davranış problemlerinin yanı sıra sindirim zorlukları, barsak problemleri, bağışıklık sistemi bozuklukları, ruhsal durum, canlandırma ve algılama ile ilgili konularda da sorunlar görülmektedir.

Çocuğun beyin gelişimi döneminde besinlerin önemi büyüktür. Bu nedenle de çocuğun barsak yapısının iyi olması esastır. Bu besinlerin iyi işlemlenebilmesi için akıl ve vücut sağlığı arasında sıkı bir bağ vardır:

•             Anne sütü yerine biberonla beslenme tercih edilmişse

 

•             Çok küçük yaşlarda sık antibiyotik kullanımı söz konusu ise

 

•             Anne sütü kesildikten sonra beslenme zorluğu, yemek seçme vb. güçlükler varsa (Çocuk anne sütü ile iyi bakterileri alarak bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kendi barsak florasını oluşturur).

 

•             Tekrarlayan enfeksiyonlar, allerjiler, diğer bağışıklık sistemi bozuklukları varsa

 

•             Uyku problemi varsa

 

•             Anksiyete, depresyon, değişken ruh hali varsa

 

•             Sinirlilik, stres gibi hassasiyetler varsa

 

•             Algılama, davranış ve öğrenme güçlüğü, görme ve duyma problemleri varsa

Bu konumdaki çocuklarda sıklıkla bağışıklık sistemi hasarına bağlı alerjiler, kulak enfeksiyonları, egzema, astım, bağırsak hasarları da görülebilir. Ayrıca mide ve karın ağrılarına da sık rastlanır.

Bunun yanı sıra pek çok çocuğun, hatta bireyin diyetinde yüksek şeker, rafine nişasta, kolalı yiyecek ve içecekler, kötü yağlar ve suni katkı dediğimiz çeşitli kimyasallar bulunmaktadır.

Bu tarz beslenme; çok yüksek enerji ve temel besinlerden eksik bir beslenme düzeni demektir. Ülkemizde ıvır zıvır olarak bilinen (yabancı otoritelerce de junk food diye nitelendirilen) ve çeşitli beslenme uzmanlarının yaptığı örnek çalışmalar ile hiç bir besleyici değer taşımadığı ortaya konan bu ürünlerin, çocuklarımızın davranışlarında, öğrenme yetilerinde, ruh hallerinde ve enerji düzeylerinde dalgalanmalara neden olduğu tespit edilmiştir.

Kötü beslenme ile vücudumuzun ve beynimizin yaşamsal fonksiyonlarını sağlayan önemli gıdaları eksik ya da hiç alamamaktayız. 15 Temmuz 2010 itibari ile Avrupa Birliği, hazır gıdaların etiketlerinde (bilim otoritelerince otizm ve hiperaktivite yaptığı açıklanan ) katkı maddelerini belirtme zorunluluğu getirmiştir (bakınız: www.fabresearch.org). Sigara paketlerinde  ‘’sigara sağlığa zararlıdır’’ örneğinde olduğu gibi…

Zayıf beslenme düzeni zayıf sağlık demektir. Çoğu zaman hazırlanması ve satın alınması kolay hazır yiyeceklerle hem kendi sağlığımızı hem de çocuklarımızınkini kendi ellerimizle bozuyoruz.

Son dönemlerde yapılan kontrollü bilimsel çalışmalarda da görülmüştür ki; katkı maddesi içeren yiyecekler; sinirlilik, hiperaktivite ve davranış bozukluklarına, kanser ve başka hastalıklara neden  olabilmektedir.

Genellikle, diğerine göre daha ucuz olan ürünlerde içerik şüpheli olabiliyor. Örneğin çilekli yoğurdu ele aldığımız da genellikle görülen odur ki ürüne rengini, kıvamını ve tadını veren çeşitli kimyasallar katılmaktadır (jelatin, glukoz, suni tatlandırıcı, boya vb gibi).

Yağ oranı düşük diye bildiğimiz pek çok yoğurtta da genellikle koyulaştırıcı olarak bilinen (mısır nişastası, suni tatlandırıcı vb) ürünler kullanılmakta, dolayısı ile besin değerleri de düşük olmaktadır.

Hazır yemeklerde ise daha ucuz olsun diye, sağlık için son derece zararlı olduğu pek çok araştırma ile kanıtlanmış hidrojenize yağlar, koruyucular, deri ve kemik tozları ve benzeri pek çok hileli malzemeler (örneğin dondurulmuş tavuk nuggetlerinde) kullanılmaktadır.

Fastfood ürün satan yerlerde de çoğunlukla yüksek ısıda sıkıştırılarak üretilen bitkisel yağlar kullanılmakta ve bunlarda yapılan pişirme işleminde de yüksek ısıda zararlı yağ asitleri ortaya çıkmaktadır.

Süpermarketlerde genellikle daha çok insan satın alıyor diye daha büyük boyutlarda üretilmiş elmalar satılmaktadır. Çoğu zaman bunun anlamı daha zayıf vitamin ve mineral yanı sıra aslında hiç bulunmaması gereken hormon içeriği demektir.

Yiyeceklerde kullanılan yapay tatlandırıcıların çoğu sentetik kimyasallardan oluşmaktadır. Bunların tadı ve kokusu doğallarıyla aynı olduğundan fark edilememekle birlikte doğala özdeş de değildir.

Piyasalarda satılan (tüm dünya pazarlarında) hazır meyve suları veya gazlı içeceklerde yüksek oranda şeker kullanılmaktadır. Bu ürünler besin değerleri olmadığı halde haddinden fazla enerji yüklemesi yapmaktadırlar. Örneğin 330 ml. olarak sunulan bir Kola’da 25 gr. şeker bulunmaktadır. Şeker içermiyor diye satılanlarda ise suni tatlandırıcılar var. Bu tatlandırıcıların da hem çocuklar hem de yetişkinler için farklı riskler taşıdığı kanıtlanmıştır. Düzenli kullanılmaları halinde vücudun mineral düzeylerinde önemli düzeylerde azalmalara da yol açabilmektedirler. Hatta epileptik atakları ve migren ağrılarını tetikledikleri de bilinmektedir.

Gıdalar ve beslenme alışkanlıkları çoğu çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığında, anahtar rol oynarlar. Bu sebeple onların ruh ve beden sağlığını korumak adına yedirdiğimiz  tüm ürünleri dikkatle seçmeli, daha dikkatli ve bilgili olmalıyız. Bunu gelecek nesillerimiz için yapmalıyız.

Çocuklarımız şeker ve nişastalı yiyecek bağımlısı olabilirler. Rafine nişastalı ve şekerli ürün çocuğumuzun beyin, sindirim ve bağışıklık sistemine hasar verebilir. Sonuç olarak da ruh hali, enerji dalgalanmaları, öğrenme güçlüğü ve davranış problemleri gibi sorunlara davetiye çıkarılabilir.(ABD ve İngiltere’de gelecek nesillerin beden ve ruh sağlığı için bu konularda ciddi çalışmalar ve düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.)

Çocuklarımız iyi yağ almak yerine genellikle rafine edilmiş, pek çok işlem görmüş ürünler tüketerek kötü yağlar olarak bildiğimiz (hidrojenize bitkisel ) yağlardan bolca tüketebiliyorlar. Bahsettiğimiz zararlı yağlar,  özellikle cips, hazır kek, pasta, bisküvi ve benzerlerinde bulunmaktadırlar. Oysa beynin gelişmesi ve fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için omega-3 (EPA-DEHA), omega-6 gibi temel yağlar (esansiyel yağlar) gerekmektedir. Bunlar vücut tarafından üretilemediği için besin yolu ile almamız zorunludur.

Son çalışmalar göstermiştir ki bağışıklık sistemimiz, kalp ve beyin sağlığımız için çocuklarımıza verdiğimiz omega-3 yağ asidi; pek çok çocuğun, hızlı okuma, heceleme, dikkat, hafıza gibi sorunlarına yardımcı olmaktadır. Tüm bunlara ek olarak kendine ve çevresine zarar veren davranışlarında azalmalar olduğu da tespit edilmiştir.

Uyku problemi olan otizmli veya ADHD’li çocuklara omega-3 yağ asitleri verildiği zaman çocukların uyku problemlerinin düzeldiği gözlemlenmiştir. Kimi çocuklarda ise temel sorunlar farklı olduğu için Omega-3 yeterli olmaz. Eğer nörotransmitter yolaklarında problemler varsa (serotoninden uyku için gerekli olan melatonine dönüşme problemi gibi) daha farklı bir yaklaşım gereklidir.

Pek çok insan, ADHD (hiperaktivite, dikkat dağınıklığı sendromu), otizm ve diğer durumlara yatkın genlere sahiptir. Toplumun yaklaşık olarak %60’ında bu tür bir genetik altyapının söz konusu olduğu bilim çevrelerince kabul görmüş bir görüştür. Fakat bu sendromlar basit bir şekilde doğrudan iyi yaşam sitili ve iyi beslenmeye bağlı değildir. Zayıf genler ve çevresel kirlilik, yanlış beslenme puzzle’ın parçalarını birlikte birleştirmektedirler. Yaşam biçimimizde, doğru sandığımız pek çok yanlışımız olabilir. Kimi anne, çocuğunu iyi ve hijyenik beslediğini düşünürken onu, suni kimyasallar gibi toksinlere ve zayıf beslenmeye daha açık hale getirebilmektedir. Ne yazık ki bu gibi şeyler çocukların beyin ve fizik sağlığına zarar verebilmektedir. Bunları değiştirmek te çoğu zaman çok zordur.

Çocukların davranış performansları buz dağının görünen kısmıdır:

•             Bağışıklık sistemi ve kimyasal ileti sistemindeki yakın ilişki bizim beynimiz ve barsaklarımız arasında da vardır.

 

•             Bu tür çocuklarda dolaylı olarak görünen sindirim sistemi ve beslenme dengesizlikleri oluşmaktadır.

 

•             Bağışıklık sistemi gibi sistemlerimizi dengeli beslenme ile daha sağlıklı hale getirebiliriz. Bu sistemlerimizdeki sağlık hali diğer terapilerin etkisini artırmaktadır.

Otizmin altındaki genetik yatkınlıklara baktığımızda, otizmli olmayan diğer aile üyelerinin, ilişkili diğer hastalıklar açısından risk altında olabileceğini de dikkate almalıyız. Çocuğunda gelişme gözleyen diğer aile üyeleri, bu programı kendi ilişkili sağlık sorunları için de kullanmaya başlamaktadır.

Otizme yol açan aynı temel faktörler; Alzheimer hastalığı, MS, kronik yorgunluk, fibromiyalji, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu ve yanı sıra mitokondriyal hastalıklardaki artıştan da sorumlu olabilirler. Artan sayıda kronik yorgunluk sendromlu, fibromiyalji hastalığı, Multipil Skleroz (MS) olan yetişkin, otizm için çok etkili olduğu ispatlanan programın aynısını kullanmaktadır ve bu yetişkin hastalıkları konusunda da pozitif sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu, birçok hastalığın aynı faktörlerden kaynaklandığı görüşünü de desteklemektedir.

Aslında, otizm salgını, gelecekte bir dizi hastalığın salgın derecesinde artacağının ön habercisi olarak değerlendirebiliriz. Otizm buzdağının görünen yüzüdür. İşte bu sebeple, yalnızca otizm dalgasını tersini çevirmek için değil aynı zamanda ilişkili hastalıklardaki benzer artışları önlemek için de hastalığın arkasında neler olduğunu anlamak ve bilinçli tercihler yapmak gereklidir.

 

Modern Hastalıkların Karmaşıklığı

Otizm oranlarının ve Parkinson gibi nörolojik hastalıklar ile diyabet, kalp, artrit, kronik yorgunluk sendromu, MS, Alzehimer ve diğerleri gibi kronik hastalıkların artışı ile birçok insan, bu hastalıkların, başta umduğumuz kadar kolay “onarılamayacağı” gerçeği ile karşı karşıya kalıyor.

İnsanlar bir zamanlar, doğru ilacın hemen hemen bütün hastalıklarla savaşabileceği konusunda eminlerdi. Yeni yeni anlıyoruz ki, bu sağlık sorunları, tahmin edilenden daha karmaşıktır ve izole bir durum değildir.

Başta da dediğimiz gibi ; her derde deva tek bir ilaç, sihirli bir iksir yoktur. Sağlık sorunlarında çoğu zaman tek bir nedenden yoktur. Birçok farklı faktör, hastalığın gelişimini etkilemek için birlikte hareket edebilir. Bu nedenle bizim de hastalığa karşı, bütüncül (HolistikTıp) bir yaklaşım göstermemiz gerekir.

Günümüz kronik hastalıklarına birçok hekimin klasik yaklaşımı nedeniyle hastalar idareyi kendi ellerine almaya karar vermişlerdir. Ancak yeterli tıbbi bilgi ve donanımı olmayan ellerde yapılan tedaviler şüphesiz, sorunları da beraberinde getirecektir. Bu yeni alanda, insanların güvenilir bilgiye, bir yol haritasına ve iyileşme yolculuğunda izleyecekleri açık yönlendirmelere ihtiyaçları vardır.

İlerlemeden önce, eğer otizmli bir çocuğun ebeveyni iseniz (ya da kendiniz bir sağlık sorunuyla mücadele ediyorsanız) ve bazı gerçek sağlık adımları atmak için sabırsızlanıyorsanız alt yapınızı kurarken tek bir neden ve tek bir ilacın ötesinde, bir takım oyunu gerektiğini de kabullenmelisiniz.

Eğer otizm ya da bir başka sağlık konusu, tıbbın bir sonraki aşaması için büyük potansiyele sahipse, bu, her hangi bir sağlık probleminde payı olan çoklu faktörleri fark etmeye ve bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını uyarlamaya bağlıdır.

Şayet, her hastalığın tek bir nedeni ve tedavisi olduğu egemen inancının ötesine geçersek, yaklaşımımızın, bizler kadar eşsiz ve bireysel olması gerektiğini fark ederiz.

Hastalıklarımız daha basitken, tek bir faktöre hitap edip sağlığımızı geri kazanabilirdik. Fakat şimdi çok daha karmaşıklar. Çoklu faktörlere seslenmemiz ve uygulamaya sokabileceğiniz bazı somut adımlara ihtiyacımız var.

Eğer Kronk yorgunluk sendromu, MS, Fibromiyalji vb hastalıklardan birine sahipseniz, muhtemelen birçok doktor, sizi hala haplarla ve modası geçmiş tıp kimyası ilaçlarıyla tedavi edeceklerdir.

Hemen hemen bütün hastalıklar, çoklu faktörlerle gerçekleşir. Günümüz kronik hastalıklarının gelişme olasılığını etkileyen birçok faktör vardır; artan stres, çevre ve çevreden aldığımız toksinler, maruz kaldığımız enfeksiyöz ajanların toplam sayısı ve altta yatan genetik yatkınlık vb gibi...

Risk faktörlerinin bu kombinasyonuna sahipseniz tek bir nedenle uğraşarak savaşı kazanamazsınız. Bu daha karmaşık ortamda, artık dikkatimizi (ya da tedaviyi) tek bir faktörle sınırlama lüksüne sahip değiliz. Yaklaşımlarımız bütün kritik faktörlere eğilmelidir.

Yeni yaklaşıma göre; size özel belirlenen tedavi yaklaşımı multidisipliner olmalıdır.

 

Sağlık Sorunu: STRES + ENFEKSİYÖZ AJANLAR + TOKSİNLER + GENETİK YATKINLIK

 

Çözüm: Holistik Tıp (Bütünsel tıp yaklaşımı)

 

Bilim insanları arasında, otizm, MS, Fibromiyalji, Kronik yorgunluk Sendromu gibi hastalıklara, doğru yaklaşımın ne olduğu konusunda bir tartışma duyduğumuzda, her birinin sunacak bir şeyi olduğunu fark etmek önemlidir. Örneğin bir doktor, otizmde ana sorunun, kronik viral enfeksiyon olduğunu düşünebilirken bir başkası, metal toksisitesi üstüne odaklanabilir.  Üçüncüsü ise biyokimyasal metallotionein eksikliğini vurgulayabilir. Bir başkası da Nutri genomik yaklaşımın öneminden dem vurur.

Aslında hepsi haklıdır. Tıp uygulayıcıları olarak, eğer nedensel faktörlerden yalnızca birine seslenirsek, bir diğerini gözden kaçırabiliriz. İşte bu sebeple biz Holistik tıp uygulayıcıları bütün bu yaklaşımlardan en iyi öğeleri almanın ve onları çocuğun/bireyin kendine özgü ihtiyaçlarına uyarlamanın sinerjik etkileri olacağına ve daha iyi sonuçlar vereceğine inanıyoruz.

Bu bilgiler ışığında sizi tanıştıracağım yaklaşımlar, çocuğunuza (ya da bir sağlık sorununu yaşıyorsanız size) uygun olacak özelleştirilmiş bir program tasarlamak içindir. Sizi prensiplere yönlendireceğim, size bir araçlar ve öneriler seleksiyonu sunacağım,  adımlarda size rehberlik edeceğim. Fakat sonuç olarak, çocuğunuzun ya da sağlık sorununuz varsa sizin bireysel tepkileriniz, yol boyunca atılacak her adımı ve hızını belirleyecektir.

Aslında tedaviyi siz yapacaksınız biz ise sadece yol gösterici olacağız.

 

Dr. N. Cem KINACI

 

moskova 4

Challenges and solutions, International Moscow Conference/ Otizm Konferansı

Autism Research İnstitute ve Moskova üniversitesi işbirliğinde Rusya’da gerçekleştirilen otizm konferansında Dr. Cem Kınacı; Otizmin biyomedikal tedavileri konusunda profesyonellerin eğitimi ile Nöroloji ve Psikiatri’de HBOT’un yeri konularında sunum ve workshoplar yapmıştır. http://autism-conf.ucoz.ru/index/programma_2015/0-29 Bahsi geçen otizm konferansına Dr. Cem Kınacı‘nın yanı sıra Prof Paul Shattock: Honorary President of World Autism Organisation Stephen Michael Edelson: President of Autism Research …

Devamını oku

oksimer

Oksimer İzmir Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi

  Oksimer İzmir Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi Kazım Karabekir Mahallesi, Türbe Caddesi Num:16, Karabağlar, Izmir – TURKEY Contact to: +90 507 247 49 46, +90 232 250 25 00 E-mail : cemkinaci@gmail.com      

Devamını oku